Kasım Yağcıoğlu defnedildi
Kasım Yağcıoğlu defnedildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kasım Yağcıoğlu'nun cenazesine katıldı.
Hak Davaya Vefa,
Kasım Yağcıoğlu'nun cenazesine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, ailesi, yakınları ve öğrencileri katıldı. Kasım Yağcıoğlu'nun cenazesi kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilmek üzere memleketi Giresun Alucra'ya gönderildi.
Bir süredir tedavi gören Bereketzade Camii'nin emekli imam-hatiplerinden Kasım Yağcıoğlu, yaşlılığa bağlı rahatsızlıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Yağcıoğlu için Fatih Camii'nde ikindi namazının ardından cenaze namazı kılındı.
Merhum Timurtaş Uçar Hocaefendi'nin oğlu Tarık Yusuf Uçar Kasım Yağcıoğlu ile ilgili sosyal medyada paylaştığı bir yazı da şöyle dedi; Baba Dostuna Veda…
1934 yılında Giresun ilinin Alucra ilçesinde doğan Hafız Kasım Yağcıoğlu, Halvetiye Tarikatı şeyhlerindendi.
Sevenleri ona Kasım Baba derdi.
Sadece Allah rızasını gözeterek onbinlerce talebe yetiştirdi. Özellikle de üniversite öğrencileri. Emek verdiği hiçbir talebesini başka amaçlar için yönlendirmedi.
91 yaşında rahmetli oldu.
Cenazesine Cumhurbaşkanımız da iştirak etti.
Allah ecrini kat kat mükafatlandırsın.
Gençliğe hizmet ediyoruz diyenlere de örnek olsun.
Bu vesileyle hizmete adanmış ömründe yolu Timurtaş hocayla bir çok kere buluşan Kasım hocamızın bana naklettiği bir hatırasını da hatırlayalım.
Hocamız bu hatırasını anlatırken bir soru sormuştu bana. 12 EYLÜLDE NEDEN HOCA ASMADILAR? biliyor musun? diyerek.
Bir görüşmemizde merhumun oğlu olduğumu öğrenince, 12 Eylül 1980 darbesine dair hatırasını şöyle anlattı:
- Darbeden bir süre sonra beni evin önüne gelen bir cemse (jeep) ile 2 asker gözaltına aldı.
Selimiye kışlası’na götürüldüm.
Kışlanın altı hapishane üstü askeri karargah olarak düzenlenmiş.
En yukardaki komutan odasına çıktık orada darbenin kuvvetli isimlerinden Ali Haydar Saltık isimli bir paşa var.
Beni epeyce beklettiler, daha sonra başkaları çıkınca komutanın yanına girdim.
Elinde bir takım isimlerin yazılı olduğu bir liste vardı. Bana dönerek şöyle dedi:
- Şu listeye bir göz atar mısın hoca!
Listeyi inceledim, hemen hepsi tanıdığım din adamları, tasavvuf erbabı ve söz sahibi insanlardı.
Listenin birinci sırasında da merhum Timurtaş hocanın ismi yazıyor. Tanıyorum yahut tanımıyorum diye herhangi bir yorum yapmakta tereddüt ettiğimi görünce paşa dediki, “bak hoca, ne için tereddüt ettiğini anlıyorum, ancak şunu bilesin ki biz bu listede var olan adamları asmayacağız.
Çünkü cumhuriyet kurulurken vaktiyle bir zaman hocaları asmışlar. Ordunun adı da gavur orduya çıkmış.
Bugün bunu yapacak değiliz ancak bu listede isimleri tespit edilmiş olan adamlara da hangi tür, ne kadar ceza vereceğimizi bilebilmek açısından bunları senden bilirkişi olarak öğrenmek istedik
Şimdi sen bize bunların hangisinin siyasi partilere bulaşmış olduğunu, hangisinin parayla pulla işi olduğunu, hangisinin silahla-bıçakla işlerinin olduğunu söyle ki bizde ona göre iyiyi kötüden ayıralım... !
Belki birilerine faydam dokunur diye çaresiz bilirkişiliği kabul ettim. Beni yan taraftaki odaya aldılar.
- Sırayla çağrıcağız hazır olun dediler. Kısa bir süre sonra Timurtaş hoca olduğuna sonradan kanaat ettiğim, sakalı ve saçı kesilmiş olduğu için de tanıyamadığım birisi geldi.
İsmini söylediler de o zaman anladım kendisi olduğunu.
Benim yanımda sorgulamaya başladılar.
Sorulan sorulara cevap veriyor ancak başını yerden hiç kaldırmıyordu.
Birkaç soru sonra, şu karşıda duran kişiyi tanımıyor musun diye beni işaret ettiler.
Hoca bana bakıyor ama tanımıyordu.
Bir kez daha tekrarlayınca, ben ismimi görev yerimi söyleyip hocam beni hatırlamadın mı dedim.
Timurtaş hoca,
- vallahi göremiyorum kusura bakmayın dedi.
Ben bunu Timurtaş hocanın beni korumak için yaptığı taktik bir hareket, tanımazdan gelme gibi anladım ama durum öyle değilmiş.
Odada hazırda bulunup ifade alan binbaşı bana dönerek, “hocanın dediği doğrudur, bir haftadan fazla yeraltında karanlıkta kalanlar görme yeteneğini geçici olarak kaybediyor, bir süre sonra geri gelir siz devam edin” dedi.
Neyse onlar soracakları soruları sordular, hocanın da gözü açıldı selamlaştık tekrar alıp götürdüler.
Ben orada bana sorulan hocalarla ilgili Allah için aleyhlerine olacak şeyleri dile getirmeden, kurtarmaya gayret ettim elhamdülillah.
Çok işkence çeken yahut hastalıktan ölen oldu ama idam edilen olmaması en büyük mutluluğumdur.
Haydar Saltık paşanın, daha mahkemeler başlamadan verdiği “hoca asmayacağız” sözü beni biraz rahatlamıştı...
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.