Kırklar kim, kırklar nerede ve kırklar hakkında

GÜNDEM (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 07.06.2024 - 07:22, Güncelleme: 07.06.2024 - 07:22
 

Kırklar kim, kırklar nerede ve kırklar hakkında

Kırklar Ne Demek? Kırklar Kelimesinin TDK Sözlük Anlamı Nedir? Kırklar ne demek? Kırklar kelimesi nasıl yazılır? Kırklar kelimesinin TDK sözlük anlamı ne demektir? Kırklar kelimesi ile ilgili arattırılan sıkça sorulan sorulara haberin detayından ulaşabilirsiniz. Derviş motifiyle yakından bağlantılıdır. Kimi görüşlere göre her çağda kimliği bilinmeyen (bazen bunu kendileri bile bilmeyen) kırk kutlu kişi vardır. Ve kötülüklerle dolu Dünya onların yüzü hürmetine ayakta durur. Hristiyan Türklerde 40 Aziz kavramı vardır. Onlar için 40 mum yakılır. Kırklara karışan erenler veya yiğitler de bir daha görünmezler. Örneğin Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı kahramanı için dört kitabın sonunda da şu cümle yer alır. "İnce Memed'den bir daha haber alınamadı. İmi timi bellisiz oldu.” Çiltenler yılda bir kez toplanıp yeryüzünde olup bitenleri görüşürler, değerlendirirler. Hastaların şifa için gittiği “Çilten Ocağı” Asyada farklı yörelerde mevcuttur. Kırk Çilten veya Kırk Eren adıyla da anılırlar. Kışın ardından baharda yeniden dirilmeye hazırlık süreci olarak kışın doğadaki üç kez ölüp dirilmeyi ifade eden ve ilki kırk gün süren üç dönemin adı Çille şeklinde geçer. Büyük Çille 40, Küçük Çille 20, Boz Çille ise Nevruz’a kadar gider. Nevruzda nihai diriliş gerçekleşir. Şiltenler dağlarda yaşar ve canlıları da korurlar. Ava çıkmadan kendilerine dua edilerek yardım istenir. Yine bu kavramla bağlantılı olan ve Kazaklarda Temmuz ayını ifade eden Şilde isminin nereden geldiği hususunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki eski Türkçedeki ‘‘Şolde’’ (Susamak, Çölde Kalmak) kelimesinden geldiği yönündedir. İkinci görüş ise, bu ayın isminin Farsça ‘‘çilla’’ (kırk) kelimesinden geldiği hakkındadır. Kırklı sözcüğü, kırk ünlü ata ruhunun koruyuculuğu altında olan kişi demektir. Tasavvufta, Kırklar'ın elinden bade alınıp içilir. Mitolojik Vahşi Av geleneğiyle bağlantılı görünmektedir. Birçok kültürde, kırk sayısına mistik anlamlar yüklenmiştir. Gerek Kitab-ı Mukaddes’te, gerekse sözlü kültürlerde kırk sayısına yüklenen anlamların Anadolu’da da çok yaygın olmasında, kolektif belleğinde “Kırklar söylencesi”ni yaşatan Alevi toplulukların önemli bir rolü vardır. ‘Kırklara karışmak’, ‘kırklanmak’, ‘kırkı çıkmak’, ‘kırk dereden kırk su getirmek’, ‘kılı kırk yarmak’, ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var’, ‘kırkından sonra azmak’, ‘kırk yılın başı’, ‘kırk yılda bir’, ‘kırk yıllık’, ‘kırk bir kere maşallah’ gibi, Türkçe’de içinde kırkı barındıran birçok deyim ve atasözü bulunmaktadır. Alevilik, yazılı kaynaklardan çok sözlü kaynaklarla bugüne kadar gelmiştir ve bu sözlü kaynakların en güvenilir olanları ‘deyiş’, ‘semah’, ‘miraçlama’ gibi Alevi müziklerinin içeriğinde yer alan sözlerdir. Çünkü bu sözlerin ve yaratıcısı olan ozanların mahlaslarının değiştirilmesi kesinlikle yasaktır. Bu nedenle, çalışma boyunca miraclama ve Kırklar söylencesi ele alınırken, bu söylenceleri direk içeren ya da bu söylencelerle ilişkili olan müzik sözlerinden örnekler verilecektir. Kırklar söylencesi, Hz. Muhammed’in Melek Cebrail tarafından miraca çıkarıldıktan sonra karşılaştığı Kırklarla arasında geçen diyalogu ve Kırklara katılmasını anlatan Alevi söylencesidir. Ancak ‘Kırklar söylencesi’nin ön safhası ‘miraclama söylencesi’ olduğuna ve ‘miraclama ve Kırklar söylencesi’ bir bütün olduğuna göre, öncelikle miraclama söylencesi üzerinde durmak gerekir. Kırk - Türk, Altay, Orta Asya ve Ortadoğu mitolojilerinde ve halk kültüründe ayrıca İslam inancında kutsal sayıdır. Gırk, Kırh, Kırn olarak da söylenir. İslam’ın etkisiyle önemi artmıştır. Kırk eren tarafından veya kırk şaman tarafından korunan kutlu kişilere Kırklı adı verilir. Burla Hatun’un savaşçı Kırk Kız yardımcısı vardır. Yeni doğum yapmış bir kadının yanına bir iki kişi hariç kırk gün boyunca kimse girip çıkmaz. Bu durumun sağlık gerekçeleriyle bir bağlantısı olduğu açıktır. Ayrıca bu süre çocuğun kırkının çıkması anlamına da gelir ki, bu anlayışa bağlı gelenekler vardır; dua okunması, yemek verilmesi gibi. Ölünün kırkının çıkması da yine benzer biçimde dualarla ve helva yapılarak gerçekleştirilir. Bu anlayışın temelinde ruhun yaşadığı evi kırk gün sonra terk ettiği inancı vardır. Kırgız bayrağında Güneşin etrafında kırk Kırgız boyunu simgeleyen kırk ışın vardır. Dede Korkut Hikâyeleri, Manas Destanı, Kırgız Türeyiş Efsanesi’nde Kırk Kız vardır. Oğuz Han’ın verdiği şölenlerde diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğundadır. Hikâye ve masallarda “kırk gün, kırk gece” düğünler yapılır. Cezalandırılanlar için “Kırk katır veya kırk satır” şeklinde bir uygulamadan bahsedilir. Ejderhalar kırk gün veya kırk yıl uyurlar. Ejderhadan kırk kıl koparılır ve ateşte yakılır, ejderha ancak o zaman ölür. İslamiyet'te ise ölümün ardından kırk gün sonra mevlit ve Kuran okunur. Musa Peygamber, Tanrı’nın buyruklarını Turdağı'nda kırk gün kırk gecede almıştır. Kırk erenlerin sonsuza kadar yaşayacağına inanılır. Göze görünmezler, Tanrı tarafından seçilmişlerdir. Bektaşilerde dört kapı kırk makam anlayışı yer alır. Burak adlı atın üzerinde Muhammed’in, aslan donunda Ali’yle karşılaşmasını temsil eden minyatür Söylenceye göre Melek Cebrail, Hz. Muhammed’i miraca çağırır, Burak adlı ata bindirip miraca çıkardıktan sonra, Burak’tan indirir ve belini bağlar: Geldi çağırdı Cebrail/ Hak Muhammed Mustafa’ya/ Hak seni Mirac’a okur/ Dâvete Kadir Hüdaya  Muhammedin belin bağladı / Anda ahir Cebrail/ İki gönül bir oluben/ Hep yürüdüler dergâha.   Hz. Muhammed, arş-ı aladaki dergâhın kapısından içeri girmeden önce kapıda bekleyen aslanın hamle kılmasından korkar. Cebrail, aslanın bir nişane istediğini söyler ve ‘hatem’i (nişane yüzüğü) aslanın ağzına koymasını emreder: “Ey Muhammed! Aslan senden bir nişane ister. Yüzüğünü ağzına ver” (Vaktidolu, 2004: 13): Vardı dergâh kapısına/ Gördü orda bir arslan yatar/ Arslan anda hamle kıldı/ Korktu Muhammed Mustafa.  Buyurdu Sır-rı Kâinat/ Korkma Yâ Habibim dedi/ Hatemi ağzına ver ki/ Arslan ister bir nişane. Cebrail, miraca almadan önce Hatemi Hz. Muhammed’e vermiştir. Hz. Muhammed, hatemi aslanın ağzına koyunca, aslan o an sakinleşir ve Hz. Muhammed’e yol verir: Hatemi ağzına verdi/ Arslan orda oldu sakin/ Muhammed’e yol veruben/ Arslan gitti nihaneye.  Söylencenin buradan sonrası Kırklar söylencesidir. Çünkü miraca alındıktan sonra, Hz. Muhammed’in yolu Kırklara uğrar ve Kırkların kapısına (dergâh eşiğine) secde kılar: Gel benim sır-rı devletlim/ Sana tabiyim ey habibim/ Eğiliben secde kıldı/ Eşiği kıblegâhına.  Tanrı’yla doksan bin kelam konuşur. Kelamın otuz bini sır-rı hakikat olup Ali’de kalır, altmış bini de şeriat olup yeryüzüne iner. Doksan bin kelam danığtı/ ğki cihan dostu dostuna/ Tevhidi armağan verdi/ Yeryüzündeki insana.  Kırklar, Hz. Muhammed’e kim olduğunu sorarlar. Hz. Muhammed “Peygamberim, açın kapıyı içeri gireyim, siz erenler ile demi didar göreyim” dedi (Vaktidolu, 2004: 14). Kırklar, “Bizim aramıza peygamber sığmaz, peygamberliğini var git ümmetine eyle”dediler (Vaktidolu, 2004: 15). Hz. Muhammed tam geri dönmek üzereydi ki, Hak‘tan tekrar bir nida geldi: “Ya Hz. Muhammed ol kapıya var!”.  Peygamber Kırkların kapısına ikinci kez vardı. “Ben peygamberim. Açın içeri gireyim. Mübarek yüzlerinizi göreyim dedi” (Vaktidolu, 2004: 15). Kırklar tekrar aralarına resulün sığmadığını peygambere ilettiler. Tanrının elçisi tekrar o kapıdan geri döndü. Hak’tan tekrar ‘o kapıya git’ diye bir nida erişti. Peygamber Kırkların kapısına üçüncü kez vardığında, Kırklar Hz. Muhammed’e tekrar kim olduğunu sordu. Bu kez Hz. Muhammed ‘öksüzüm, yetimim, fakirim’ dedi. Kırklar bu söz üzerine Hz. Muhammed’i aralarına alırlar. Bu kez Hz. Muhammed, Kırklara kim olduğunu sordu. Kırklar, Kırklarız dedi: Canım size kimler derler/ ğahım bize Kırklar derler/ Cümleden ulu yolumuz/ Eldedir külli varımız.  Hz. Muhammed niçin otuz dokuz olduklarını sorar, Kırklar Selman’ın yiyecek getirmek için dışarıya çıktığını ve birazdan içeri gireceğini söyler. Madem size Kırklar derler/ Niçin noksandır biriniz/ Selman şeydullaha gitti/ Ondandır eksik birimiz.  Hz. Muhammed, büyüğünüz ve küçüğünüz kim diye sorar. Kırklar büyüğümüz de büyük, küçüğümüz de büyük; birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için der. Kırklardan biri olan Ali, Kırkların bir bütün olduğunu ispat edebilmek için koluna neşter vurur, Ali ile birlikte otuz dokuzunun da kolu kanar: Cümleden ulu yolumuz/ Eldedir külli varımız/ Birimize neğter vursan/ Bir yere akar kanımız. Dışarıdaki Selman’ın kanının damlası da pencereden içeri girer. Nihayetinde içeri giren Selman, Hz. Muhammed’in paylaştıramadığı üzüm tanesini kırk kişiye paylaştırır:  Selman şeydullahtan geldi/ Hü deyip içeri girdi/ Bir üzüm tanesini koydu/ Selmanın keşkullahına. Kudretten bir el geldi/ Ezdi bir engür eyledi/ Hatemi parmakta gördü/ Uğradı bir müşkül hale. 

Kırklar Ne Demek? Kırklar Kelimesinin TDK Sözlük Anlamı Nedir?

Kırklar ne demek? Kırklar kelimesi nasıl yazılır? Kırklar kelimesinin TDK sözlük anlamı ne demektir? Kırklar kelimesi ile ilgili arattırılan sıkça sorulan sorulara haberin detayından ulaşabilirsiniz.

Derviş motifiyle yakından bağlantılıdır. Kimi görüşlere göre her çağda kimliği bilinmeyen (bazen bunu kendileri bile bilmeyen) kırk kutlu kişi vardır. Ve kötülüklerle dolu Dünya onların yüzü hürmetine ayakta durur. Hristiyan Türklerde 40 Aziz kavramı vardır. Onlar için 40 mum yakılır. Kırklara karışan erenler veya yiğitler de bir daha görünmezler. Örneğin Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı kahramanı için dört kitabın sonunda da şu cümle yer alır. "İnce Memed'den bir daha haber alınamadı. İmi timi bellisiz oldu.” Çiltenler yılda bir kez toplanıp yeryüzünde olup bitenleri görüşürler, değerlendirirler.

Hastaların şifa için gittiği “Çilten Ocağı” Asyada farklı yörelerde mevcuttur. Kırk Çilten veya Kırk Eren adıyla da anılırlar. Kışın ardından baharda yeniden dirilmeye hazırlık süreci olarak kışın doğadaki üç kez ölüp dirilmeyi ifade eden ve ilki kırk gün süren üç dönemin adı Çille şeklinde geçer. Büyük Çille 40, Küçük Çille 20, Boz Çille ise Nevruz’a kadar gider. Nevruzda nihai diriliş gerçekleşir. Şiltenler dağlarda yaşar ve canlıları da korurlar. Ava çıkmadan kendilerine dua edilerek yardım istenir. Yine bu kavramla bağlantılı olan ve Kazaklarda Temmuz ayını ifade eden Şilde isminin nereden geldiği hususunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan ilki eski Türkçedeki ‘‘Şolde’’ (Susamak, Çölde Kalmak) kelimesinden geldiği yönündedir. İkinci görüş ise, bu ayın isminin Farsça ‘‘çilla’’ (kırk) kelimesinden geldiği hakkındadır. Kırklı sözcüğü, kırk ünlü ata ruhunun koruyuculuğu altında olan kişi demektir. Tasavvufta, Kırklar'ın elinden bade alınıp içilir. Mitolojik Vahşi Av geleneğiyle bağlantılı görünmektedir.

Birçok kültürde, kırk sayısına mistik anlamlar yüklenmiştir. Gerek Kitab-ı Mukaddes’te, gerekse sözlü kültürlerde kırk sayısına yüklenen anlamların Anadolu’da da çok yaygın olmasında, kolektif belleğinde “Kırklar söylencesi”ni yaşatan Alevi toplulukların önemli bir rolü vardır. ‘Kırklara karışmak’, ‘kırklanmak’, ‘kırkı çıkmak’, ‘kırk dereden kırk su getirmek’, ‘kılı kırk yarmak’, ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var’, ‘kırkından sonra azmak’, ‘kırk yılın başı’, ‘kırk yılda bir’, ‘kırk yıllık’, ‘kırk bir kere maşallah’ gibi, Türkçe’de içinde kırkı barındıran birçok deyim ve atasözü bulunmaktadır.

Alevilik, yazılı kaynaklardan çok sözlü kaynaklarla bugüne kadar gelmiştir ve bu sözlü kaynakların en güvenilir olanları ‘deyiş’, ‘semah’, ‘miraçlama’ gibi Alevi müziklerinin içeriğinde yer alan sözlerdir. Çünkü bu sözlerin ve yaratıcısı olan ozanların mahlaslarının değiştirilmesi kesinlikle yasaktır. Bu nedenle, çalışma boyunca miraclama ve Kırklar söylencesi ele alınırken, bu söylenceleri direk içeren ya da bu söylencelerle ilişkili olan müzik sözlerinden örnekler verilecektir.

Kırklar söylencesi, Hz. Muhammed’in Melek Cebrail tarafından miraca çıkarıldıktan sonra karşılaştığı Kırklarla arasında geçen diyalogu ve Kırklara katılmasını anlatan Alevi söylencesidir. Ancak ‘Kırklar söylencesi’nin ön safhası ‘miraclama söylencesi’ olduğuna ve ‘miraclama ve Kırklar söylencesi’ bir bütün olduğuna göre, öncelikle miraclama söylencesi üzerinde durmak gerekir.

Kırk - Türk, Altay, Orta Asya ve Ortadoğu mitolojilerinde ve halk kültüründe ayrıca İslam inancında kutsal sayıdır. Gırk, Kırh, Kırn olarak da söylenir. İslam’ın etkisiyle önemi artmıştır. Kırk eren tarafından veya kırk şaman tarafından korunan kutlu kişilere Kırklı adı verilir. Burla Hatun’un savaşçı Kırk Kız yardımcısı vardır. Yeni doğum yapmış bir kadının yanına bir iki kişi hariç kırk gün boyunca kimse girip çıkmaz. Bu durumun sağlık gerekçeleriyle bir bağlantısı olduğu açıktır. Ayrıca bu süre çocuğun kırkının çıkması anlamına da gelir ki, bu anlayışa bağlı gelenekler vardır; dua okunması, yemek verilmesi gibi. Ölünün kırkının çıkması da yine benzer biçimde dualarla ve helva yapılarak gerçekleştirilir. Bu anlayışın temelinde ruhun yaşadığı evi kırk gün sonra terk ettiği inancı vardır. Kırgız bayrağında Güneşin etrafında kırk Kırgız boyunu simgeleyen kırk ışın vardır. Dede Korkut Hikâyeleri, Manas Destanı, Kırgız Türeyiş Efsanesi’nde Kırk Kız vardır. Oğuz Han’ın verdiği şölenlerde diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğundadır. Hikâye ve masallarda “kırk gün, kırk gece” düğünler yapılır. Cezalandırılanlar için “Kırk katır veya kırk satır” şeklinde bir uygulamadan bahsedilir. Ejderhalar kırk gün veya kırk yıl uyurlar. Ejderhadan kırk kıl koparılır ve ateşte yakılır, ejderha ancak o zaman ölür. İslamiyet'te ise ölümün ardından kırk gün sonra mevlit ve Kuran okunur. Musa Peygamber, Tanrı’nın buyruklarını Turdağı'nda kırk gün kırk gecede almıştır. Kırk erenlerin sonsuza kadar yaşayacağına inanılır. Göze görünmezler, Tanrı tarafından seçilmişlerdir. Bektaşilerde dört kapı kırk makam anlayışı yer alır.

Burak adlı atın üzerinde Muhammed’in, aslan donunda Ali’yle karşılaşmasını temsil eden minyatür

Söylenceye göre Melek Cebrail, Hz. Muhammed’i miraca çağırır, Burak adlı ata bindirip miraca çıkardıktan sonra, Burak’tan indirir ve belini bağlar:

Geldi çağırdı Cebrail/ Hak Muhammed Mustafa’ya/ Hak seni Mirac’a okur/ Dâvete Kadir Hüdaya 

Muhammedin belin bağladı / Anda ahir Cebrail/ İki gönül bir oluben/ Hep yürüdüler dergâha.  

Hz. Muhammed, arş-ı aladaki dergâhın kapısından içeri girmeden önce kapıda bekleyen aslanın hamle kılmasından korkar. Cebrail, aslanın bir nişane istediğini söyler ve ‘hatem’i (nişane yüzüğü) aslanın ağzına koymasını emreder:

“Ey Muhammed! Aslan senden bir nişane ister. Yüzüğünü ağzına ver” (Vaktidolu, 2004: 13):

Vardı dergâh kapısına/ Gördü orda bir arslan yatar/ Arslan anda hamle kıldı/ Korktu Muhammed Mustafa. 

Buyurdu Sır-rı Kâinat/ Korkma Yâ Habibim dedi/ Hatemi ağzına ver ki/ Arslan ister bir nişane.

Cebrail, miraca almadan önce Hatemi Hz. Muhammed’e vermiştir. Hz. Muhammed, hatemi aslanın ağzına koyunca, aslan o an sakinleşir ve Hz. Muhammed’e yol verir:

Hatemi ağzına verdi/ Arslan orda oldu sakin/ Muhammed’e yol veruben/ Arslan gitti nihaneye. 

Söylencenin buradan sonrası Kırklar söylencesidir. Çünkü miraca alındıktan sonra, Hz. Muhammed’in yolu Kırklara uğrar ve Kırkların kapısına (dergâh eşiğine) secde kılar:

Gel benim sır-rı devletlim/ Sana tabiyim ey habibim/ Eğiliben secde kıldı/ Eşiği kıblegâhına. 

Tanrı’yla doksan bin kelam konuşur. Kelamın otuz bini sır-rı hakikat olup Ali’de kalır, altmış bini de şeriat olup yeryüzüne iner.

Doksan bin kelam danığtı/ ğki cihan dostu dostuna/ Tevhidi armağan verdi/ Yeryüzündeki insana. 

Kırklar, Hz. Muhammed’e kim olduğunu sorarlar. Hz. Muhammed “Peygamberim, açın kapıyı içeri gireyim, siz erenler ile demi didar göreyim” dedi (Vaktidolu, 2004: 14). Kırklar, “Bizim aramıza peygamber sığmaz, peygamberliğini var git ümmetine eyle”dediler (Vaktidolu, 2004: 15). Hz. Muhammed tam geri dönmek üzereydi ki, Hak‘tan tekrar bir nida geldi: “Ya Hz. Muhammed ol kapıya var!”. 

Peygamber Kırkların kapısına ikinci kez vardı. “Ben peygamberim. Açın içeri gireyim. Mübarek yüzlerinizi göreyim dedi” (Vaktidolu, 2004: 15). Kırklar tekrar aralarına resulün sığmadığını peygambere ilettiler. Tanrının elçisi tekrar o kapıdan geri döndü. Hak’tan tekrar ‘o kapıya git’ diye bir nida erişti.

Peygamber Kırkların kapısına üçüncü kez vardığında, Kırklar Hz. Muhammed’e tekrar kim olduğunu sordu. Bu kez Hz. Muhammed ‘öksüzüm, yetimim, fakirim’ dedi. Kırklar bu söz üzerine Hz. Muhammed’i aralarına alırlar. Bu kez Hz. Muhammed, Kırklara kim olduğunu sordu. Kırklar, Kırklarız dedi:

Canım size kimler derler/ ğahım bize Kırklar derler/ Cümleden ulu yolumuz/ Eldedir külli varımız. 

Hz. Muhammed niçin otuz dokuz olduklarını sorar, Kırklar Selman’ın yiyecek getirmek için dışarıya çıktığını ve birazdan içeri gireceğini söyler.

Madem size Kırklar derler/ Niçin noksandır biriniz/ Selman şeydullaha gitti/ Ondandır eksik birimiz. 

Hz. Muhammed, büyüğünüz ve küçüğünüz kim diye sorar. Kırklar büyüğümüz de büyük, küçüğümüz de büyük; birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için der. Kırklardan biri olan Ali, Kırkların bir bütün olduğunu ispat edebilmek için koluna neşter vurur, Ali ile birlikte otuz dokuzunun da kolu kanar:

Cümleden ulu yolumuz/ Eldedir külli varımız/ Birimize neğter vursan/ Bir yere akar kanımız.

Dışarıdaki Selman’ın kanının damlası da pencereden içeri girer. Nihayetinde içeri giren Selman, Hz. Muhammed’in paylaştıramadığı üzüm tanesini kırk kişiye paylaştırır: 

Selman şeydullahtan geldi/ Hü deyip içeri girdi/ Bir üzüm tanesini koydu/ Selmanın keşkullahına.

Kudretten bir el geldi/ Ezdi bir engür eyledi/ Hatemi parmakta gördü/ Uğradı bir müşkül hale. 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nethaberler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.